Yurtdışında yaşadığım dönem, telefonda konuştuğum pek çok insanın hayaliydi Türkiye dışında yaşamak…
Büyük bölümü Netflix’te gördüğü yaşamlardan etkilenir, bizlerin de öyle şaşalı bir hayat sürdüğünü düşünürdü. Bulaşık makinesi bozulunca tamirciye aynı gün ulaşmanın ne kadar zor olduğunu ve ödediğimiz tutarı duyunca ise hayrete düşerlerdi.
Velhasıl kelam, her yerin kendine göre zorlukları vardı. Oradayken kalbiniz burada kalabiliyordu, buradayken de aklınız. Sosyal medya etkisini de koyunca, iş içinden çıkılmaz bir hal alıyordu.
Herkesin birbirine özenmesinin milli sporumuz haline geldiği bir dönemde, çok sağlam toplumsal eleştri barındıran bir oyun “Ceviz Ağacı”.

“Meslekleri oyunculuk olan iki yeni mezunun, hayallerinin peşinden gitmelerini izledim.” yazabilmeyi çok isterdim. Ama…
Ailelerinden tutun, sokaktaki yurdum insanına kadar, kimse yaptıkları işi ve gereklerini tam olarak anlamıyor. “Hobi olarak yap!” şeklindeki yaklaşımlara, “Hangi dizide oynadın?” türevinden sorulara maruz kalıyorlar uzunca süre. Televizyon kültürünün baskısı devamlı peşlerinde.

Anlaşılacakları mecralarda yer edinme çabasındayken, bu defa ekonomik nedenler paçalarına yapışıyor. Belimizi ha doğrulttuk, ha doğrultacağız derken, hikaye tümden kopuyor.
Oyun, izlediğim dönem itibariyle, son derece gerçekçi bir metne sahip. Kendi dünyalarında varolmak isteyen insanları- bilhassa gençleri- anlayabilmek isteyenler icin şiddetle tavsiyemdir. Gidin gidin izleyin.
Pukuri

Yorum bırakın