Takımyıldızları

By

Published on

in

Mart ayı ne zaman geldi, nasıl geçti, hiç anlamadım. Hastalıktı, öksürüktü derken, geçmek bilmedi. Ay sonuysa, hepten bambaşka bir hal aldı.

Bu ortamda sanatı ve sanatçıları çok daha fazla desteklememiz gerektiğini düşünüyor ve sizleri “Takımyıldızları”na ışınlıyorum!

Şubatın son günü. Minoa Pera’dayız.

Minoa Pera’nın ferah atmosferinde, arka kısımda bir sahne konumlandırılmış. İçerisi geniş. Işık düzenlemesi göz yormuyor.

Karışık oturma düzeni olduğunu bildiğimizden, ön sıradaki sandalyelere yerleşiyoruz Puli’yle. (Puli benim eski dostumdur. Üşengeclik seviyesi sıfır olan Puli, bulunmaz bir sanat dostudur.)

Oyun başlıyor. Erkekle kadın çıkıyorlar sahneye.

Sonra birden oyun değişiyor. Bir daha, bir daha, bir daha… Cevaplar, yaşananlar başka başka.

Neden sonra, her değişen sahnenin farklı olasılıklar olduğunu anlıyorum. “Tek ilişki. Sonsuz Olasılık.” mottosuna sahip olan oyun, duygudan duyguya sürüklüyor bizi. Sevişler, kabullenişler, reddedişler, terk edişler…

Kadının hastalanmasıyla, yeni bir boyuta geçiyoruz. Çiftin tepkileri muazzam.

Anneannemi hatırlıyorum birden. (Demans, Alzheimer ya da turevi hastalıklardan kaybettiğiniz birileri varsa, aklınıza düşmeleri muhtemel.) “Hastalanmasaydı ne olurdu?”, “Nerede olurduk?” lar dolanıyor beynimde. Kafamda sonsuz olasılıkla tamamlanıyor oyun.

Oyun bitiminde cafeye otururyoruz. Bu esnada, oyuncularla tanışma fırsatını yakalıyoruz.

Başlarda anlayamadığımı, sonrasinda kavradığımı kendilerine itiraf ediyorum 🙂 Beyazperdede çokca görülen ama tiyatro sahnesinde yer almayan, farklı bir şey yapmak istediklerini anlatıyorlar. Sahnenin bu oyun için yaratıldığını da onlardan öğreniyoruz. Kadın – erkek ilişkisini bilimle bağdaştırarak, bizi düşündürdükleri için kendilerine teşekkür ediyoruz.

Hepimiz aslında savrulan parçacıklarız. Yoksa değil miyiz?

Sağlıkla,

Pukuri

Yorum bırakın