Türkiye içinde gezmeyi seviyorum. Anadolu’da daha önce gitmediğim şehirlere gitmeyi, birkaç günlüğüne de olsa, onların bir parçası olabilmeyi…
Bu kış, Cemal Süreya’nın dizelerinde “Beyaz uykusuz uzakta” olarak betimlediği Kars’a gidiyorduk.

Geziyi, daha önce turlarına katıldığımız İstanbul Tükenmeden’le yapacaktık. Rehberimiz Mois Gabay’dı.
“Flaneur Gezi” mantığıyla hareket eden Mois, dolu ama dinlenceli programlar hazırlardı. Zafer Bey eşliğinde, bizi görmemiz gereken her yere götürür; akıcı bir şekilde bilgilendirme yapar ve en doğru zamanda masaya oturmamızı sağlardı. Acelesiz ve keyifle yer, vakitlice dönerdik. Nitekim, yine öyle oldu 🙂

3 gün boyunca gezdiğimiz başlıca yerler: Kafkas Cephesi Harp Tarihi Müzesi, Alexandr Nevski Katedrali (yeni adıyla Fethiye Camii), Kars Müzesi, Kars Peynir Müzesi, Ani Ören Yeri, Çıldır Gölü ve Sarıkamış Şehitliği.
Kars’ın güzelliklerini anlatmadan, tek eksik bulduğum şeye değinmem gerek: Kadınlar tuvaletinin düzeni! Birçok Anadolu şehrinde yaşadığım sorun, burada da karşıma çıktı. 2025 yılında daha medeni tuvalet düzenlerine sahip olmalıyız. Umuyorum yakın gelecekte düzelir…
Sınır şehri olan Kars, öğrendiğimize göre, sayıca en çok tabya bulunan şehrimizdi. “Tabya” kelime anlamı olarak askeri sığınak demekti. Kars’ta, düşmanı daha erken fark edip, şehrin korunmasını sağlayan 46 adet tabya vardı. Bu tabyaların en bilineni ise, Kanlı Tabya’ydı.
1828 yılında Rusların Kars’a yaptıkları saldırılarda, bir gece baskını sırasında, içeride bulunan tüm askerler şehit edilmiş. İşte bu nedenle burası, halk arasında “Kanlı Tabya” olarak adlandırılmış.
1877-1878 Osmanlı Rus Savaşları sırasında savunma binası olarak kullanılan tabyanın en dikkat çekici özelliklerinden biri ise, içerisinde yer alan enstalasyon.

Sarıkamış’ta şehit olan askerlerin çarıkları, kar görünümündeki beyaz kum üzerinde, ışıklandırılarak sergileniyor. Odayı çevreleyen aynalar ise sonsuzluğu simgeliyor.

Müzede dış alanda, Kazım Karabekir Paşa’ya Ruslar tarafından hediye edilen beyaz vagonu da görmek mümkün.

Merkezde yer alan Alexandr Nevski Katedrali, şehrin Rusların kontrolünde olduğu dönemde yapılmış. 1985 yılında camiye çevrilmiş.

Kars Müzesi’ne gelecek olursak, beklentimin altında kaldığı muhakkak. Hayli küçük bir müze. Şehrin eski fotoğraflarını görme fırsatımız oldu. (Katedralin eski halini burada fark ettik. Camiye dönüştürülürken orijinal yapının korunamadığını gördük.)

Kars Peynir Müzesi’ni, müzenin müdiresi ile beraber gezdik. Peynir müzesinin olduğu yerleşke de tabya olarak inşa edilmiş.

Müzede olduğumuz süre boyunca; bölgedeki endemik bitkileri tüketen hayvanlardan elde edilen sütün aromalı olduğu, gravyer peynirinin laktozsuz olduğu gibi pekçok bilgi edindik.

Şehrin yerlisi olan hanımefendi, peynirle alakalı o denli yararlı bilgiler paylaştı ki, kendimi ertesi gün yağlı çeçil peyniri alırken buldum 🙂 (Ufak bir not: Müze görsel olarak hayli zengin ancak, içerisinde peynir satışı yapılmıyor.)

Tam da bu kısımda, “Eee, Ani Harabeleri nasıldı?” diye soruyor olabilirsiniz. O başka bir yazımın konusu olacak. Çünkü orası uzun, çok uzun.

Şüphesiz, en üzücü anları Sarıkamış Şehitliği’nde yaşadık. Tüm şehitlerimizi rahmetle andık.
Gelelim, turun en renkli kısmına. Rehberimizin bize yaptığı esas sürpriz, canlı izlediğimiz aşık atışmasıydı.
Kars’ta aşıklar sazı ayakta, dolaşarak çalarmış ve düğünlerde de eksik olmazlarmış. Üstadları saz çalarken görmek başka, atışmalarını izlemek başkaydı. Keşke her atışma hem bu kadar anlamlı, hem de bu kadar neşeli olsa diye düşünmeden edemedim.
Son olarak yemekler. Öğle yemeği için Gastrokars’ta Piti, aksam yemeği için Kars Kaz Evi’nde kaz, tatlı içinse Kılıçoğlu’nu tercih ettik.
Gezimizin tüm detaylarını- donmuş Çıldır Gölü’ndeki mini kızak turumuzdan kafkas danslarına- görüntülemek instagram hesabıma göz atabilirsiniz @okubakyaziyorum
Herkese keyifli, sağlıklı gezmeler!
Pukuri
Yorum bırakın