Kış geldi. Hava bazı günler o kadar soğuk ki, insanın evden çıkası gelmiyor. İstiyor ki çay demlesin, koltuğa uzansın, televizyonu açsın…
Açılıyor. Da… Kumandanıza sıkı tutunun. Yaratıcılıktan uzak ne varsa karşınızda!
Son derece iddiali olduğu söylenen, her yerde reklamlarına rastladığım iki diziden başlayayım: Uzak Şehir ve Annem Ankara.
Biz izlemedik mi Sıla’yı? İstanbul’dan getirilen Sıla, töre gereği Boran Ağa ile evlendiriliyordu. Kaçma girişimi oluyordu, başına türlü şeyler geliyordu. Ee bu yeni dizi?

Globalleşme etkisi herhalde, pergeli açık tutmuşlar. Burada gelin Kanada’dan geliyor. Bu defa ölen Boran, ağa kardeşi Cihan (Ne hikmetse bu sezon, Boran ismini taşıyan karakterler hep ölüyor ya da öldürülüyorlar). Anne-çocuk ilişkisi üzerinden bir zorlama söz konusu oluyor.
Töre yemin vermiş gibi, esas ailenin (ve hatta aynı ailenin düşman kolunun) çocuklarının hepsi karasevdalı. Koruma amaçlı töre etkisi diye özetleyebiliriz. Benim tabirimle, panaromik mutsuzluk.
Gelelim Annem Ankara’ya.
Osman, sen değil misin yavrum? Aaa bakayım, Mete de buradaymış.

Dizi tam anlamıyla, “Öyle Bir Geçer Zamanki”nin 90lar versiyonu. Osman olmuş Başar, Mete olmuş Burak. Caroline desen var, Nazan. Cemile’nin yerine de bir Zuhal…
Tüm oyuncuların ve çekim ekibinin emeklerine sağlık. Oyunculuk açısından izlenir mi, çok izlenir. Sinem Ünsal & Ozan Akbaba ve Bergüzar Korel & Mehmet Günsur çiftleri elbet izlenir. Ama…
Az yaratıcılık, çok reklam. Model belli: Bas- geç- devam et.
Yaratıcı bulduğum tek dizi, halen Deha. Kurgu da oyunculuklar kadar sürüklüyor. Umuyorum uzun süre böyle devam eder.
Sağlıkla,
Pukuri

Yorum bırakın